Cumhuriyet Halk Partisi’nde Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla yeniden partinin başına geçmesinin ardından 9 milletvekili, kesin ihraç talebiyle Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edildi. Buna göre; Ensar Aytekin, Ali Mahir Başarır, Gökhan Günaydın, Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Özgür Karabat, Umut Akdoğan, Veli Ağbaba, Turan Taşkın Özer ve Burhanettin Bulut, tedbirli olarak kesin çıkarma cezası uygulanmak üzere Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edildi. CHP Aydın Milletvekilleri Bülent Tezcan, Evrim Karakoz sosyal medya hesaplarından yazılı açıklamalarda bulunarak tepki gösterirken Süleyman Bülbül ise katıldığı bir televizyon programında söz konusu karara ateş püskürdü.
“Arınma Çağrısı Kendi Kendi Kirlerinin İkrarıdır”
Alınan kararın arka planındaki sebepleri sıralayan Tezcan, “9 milletvekili arkadaşımız “mutlak sultan-mutlak butlan ittifakının” CHP’yi yedekleme projesi çerçevesinde kesin ihraç istemiyle tedbirli olarak disipline sevk edildi. Hem de yetki sadece parti meclisine aitken yetki gaspı yapıp Merkez Yönetim Kurulu (MYK) kararıyla. Hem de tüzük gereği parti meclisi tarafından onaylanmadan göreve başlaması mümkün olmayan, oluşumu henüz tamamlanmamış MYK tarafından. Hem de 2014 yılında Süheyl Batum kararında uygulanan ve mahkeme tarafından hukuka aykırı bulunup iptal edilen, iptalden sonra da bir daha hiç uygulanmamış, terk edilmiş, tüzüğe aykırı usul örnek alınarak. Erdoğan’ın Saray yargıçlarından aldıkları yetkiyle kendilerini kadiri mutlak sanan mutlak butlancıların, kumpasçı çetenin diliyle yaptıkları “arınma” çağrısı, bizatihi kendi kirlerinin ikrarıdır” ifadelerini kullandı.
“Sıradan Bir Disiplin Süreci Değildir”
Milletin ve CHP örgütünün talebinin önce kurultay sonra iktidar olduğunu dile getiren Karakoz, “Bugün 9 milletvekili yol arkadaşımız hakkında alınan “kesin ihraç talebiyle disipline sevk” kararı, sıradan bir disiplin süreci değildir. Bu karar; Cumhuriyet Halk Partisi tüzüğünün yok sayılarak, seçilmiş iradenin atanmışlar eliyle tasfiye edilmek istenmesidir. Tüzüğümüz açıktır: Milletvekilleri hakkında disiplin süreci, Parti Meclisi’nin iradesi olmadan işletilemez. Parti Meclisi devre dışı bırakılarak alınan her karar, hukuken de siyaseten de yok hükmündedir; örgüt vicdanında karşılığı yoktur. Partimizde tartışmaları bitirecek, birlik ve beraberliği sağlayacak olan ihraç listeleri değil; örgütün hakemliğidir. Tedbir kararlarıyla, disiplin sopasıyla, sırtını AKP yargısına dayayarak CHP’de siyaset yapılamaz. Halkın seçtiğini halk; kurultayın seçtiğini kurultayın özgür iradesi değiştirir. Milletin ve örgütün talebi nettir: Önce Kurultay, sonra İktidar!” ifadelerine yer verdi.
“Açıkça Tüzüğe Aykırıdır”
Konuyla ilgili geçerli olan tüzükleri değerlendiren Bülbül, “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletiyse, Anayasa’ya, Siyasi Partiler Kanunu’na ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurultayda kabul edilmiş tüzüğüne uyulmak zorundadır. CHP’nin tüzüğü, partinin anayasasıdır. Bugün “Hangi tüzük uygulanacak?” sorusu soruluyor. İster 9-10 Mart 2018 tarihli tüzüğe, ister 6-7 Eylül 2024 tarihli tüzüğe bakalım; bu konuda hükümler açıktır. Üstelik 2024 tüzüğü tedbir kararıyla iptal edilmiş değildir ve yürürlüktedir. Kurallara, hukuka ve partinin anayasası niteliğindeki tüzüğe uymazsanız, “Ben yaptım oldu” anlayışıyla hareket ederseniz, o zaman adaletten, hukuktan ve demokrasiden söz edemezsiniz. Bugün burada söz konusu olan 9 arkadaşımız, 31 Mart 2024 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin 47 yıl sonra Türkiye’nin birinci partisi olduğu süreçte önemli görevler üstlenmiş milletvekilleridir. Bu arkadaşlarımızın ihraç istemiyle ve tedbir talebiyle Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edilmesi tüzüğe açıkça aykırıdır” dedi.
“Yetki Aşımı Söz Konusudur”
Tüzüğün konuyla ilişkili maddesinden söz eden Bülbül, “Ben 35 yıllık bir hukukçuyum. Aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Adalet Komisyonu Grup Sözcüsü olarak görev yapıyorum. Bu nedenle söylüyorum; burada açık bir yetki aşımı söz konusudur. Tüzüğün 63. maddesinin birinci fıkrasında şöyle denilmektedir: “Parti Meclisi üyelerinin, Yüksek Disiplin Kurulu başkan ve üyelerinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin ve partili büyükşehir belediye başkanlarının parti suçu oluşturan eylemleri, Parti Meclisi’nin istemi üzerine Yüksek Disiplin Kurulu’nca karara bağlanır” ifadelerine yer verdi.
"Yetki Açıkça Parti Meclisi’ne Verilmiştir”
Tüzükte görev ve yetkilerin açıkça yer aldığını aktaran Bülbül, “Bu hüküm son derece açıktır. Milletvekilleri hakkında disiplin sürecinin başlatılması yetkisi Parti Meclisi’ne aittir. Buna rağmen Merkez Yönetim Kurulu’nun, halen görev yapan 28. Dönem milletvekillerini Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk etmesi tüzüğe aykırıdır. Parti sözcüsü Sayın Deniz Yücel'in, “ivedi durumlarda MYK’nın üyeleri tedbirli olarak YDK’ya sevk edebileceği” yönündeki değerlendirmesi de bu durumu değiştirmez. Çünkü tüzükte görev ve yetkiler açık biçimde düzenlenmiştir. 63’üncü maddenin ikinci fıkrasında il başkanları, il yönetim kurulu üyeleri, il disiplin kurulu başkan ve üyeleri ile il ve ilçe belediye başkanları için MYK’nın sevk yetkisi düzenlenmiştir. Üçüncü fıkrada ise diğer üyeler ve görevliler bakımından il yönetim kurullarının yetkisi belirtilmiştir. Milletvekilleriyle ilgili hüküm ise ayrıca düzenlenmiş ve yetki açıkça Parti Meclisi’ne verilmiştir” diye konuştu.
“Bu Uygulamanın Kabul Edilmesi Mümkün Değil!”
Benzer amaç ve girişimin 31 Mart 2024 seçimlerinde gerçekleştirildiğini söyleyen Bülbül, “Bu konuda geçmişte verilmiş yargı kararları da bulunmaktadır. Örneğin milletvekili Süheyl Batum, 11 Aralık 2014 tarihinde MYK kararıyla Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edilmiş ve hakkında ihraç kararı verilmiştir. Açılan dava sonucunda mahkeme, dönemin tüzüğünü esas alarak milletvekillerinin ancak Parti Meclisi kararıyla disipline sevk edilebileceğine hükmetmiş ve ihraç kararını iptal etmiştir. Dolayısıyla ortada hem açık tüzük hükümleri hem de emsal yargı kararları bulunmaktadır. Bugün yapılan işlem, 31 Mart 2024 seçimlerinde CHP’yi 47 yıl sonra Türkiye’nin birinci partisi yapan kadrolara ve milletvekillerine yönelik bir tasfiye girişimi niteliği taşımaktadır. Parti hukukuna, tüzüğe ve demokratik teamüllere aykırı olan bu uygulamanın kabul edilmesi mümkün değildir” dedi.