Zengin ve yakışıklı bir aristokrat olarak “Azıcık burnu sürtsün” diyerek çocuklarını özel okuldan alıp, devlet okuluna yazdıran ailelerin dramını izliyorum.
Okulun daha ikinci gününde “Burnu sürtülen aileler” çocuklarını kendi elleriyle tekrar özel okula yazdırıyor.
Devlet iki günde hızlandırılmış eğitim veriyor yeminle.
Aydın’da okul önlerinde gözlemlediklerimi ayrıca bir köşe yazısında sizlerle paylaşacağım.
*
Borsada yaşananları izliyorum.
Ortada milyarlarca dolarlık fonlar, yüz binlerce yatırımcı, tasfiye edilen fonlar, manipülasyon iddiaları, suç duyuruları var.
Kamuoyunda “50 milyar dolarlık vurgun” rakamları dolaşıyor. Ben teyit edemedim rakam gerçek mi bilmiyorum.
Ama doğrulanabilen tablo bile yeterince büyük.
131 yatırım fonunun tasfiyesi gündemde.
Bu fonlarda yaklaşık 17-18 milyar dolarlık varlıktan söz ediliyor.
SPK 38 kişi hakkında piyasa manipülasyonu iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Bazı şirket ve fon yöneticileri hakkında adli işlemler yapıldı.
*
Şimdi burada iki ayrı mesele var.
Birincisi yatırımcı meselesi.
Ben açık söyleyeyim, daha fazla kazanacağım diye, getirisinin neden bu kadar yüksek olduğunu sorgulamadan, riskini bilmeden ya da görmezden gelerek parasını olağanüstü getiriler vaat eden yapılara yatıran herkesin zararının devlet tarafından karşılanmasına karşıyım.
*
Kazanç sizin olacak, risk gerçekleştiğinde fatura milletin vergisine kesilecek.
Böyle bir düzen olmaz.
Yatırımın doğasında risk vardır.
Yüksek getiri arıyorsanız yüksek riski de göze almışsınız demektir.
Kazanırken benimle paylaşmıyorsan, kaybedince de bana yük getirme kardeşim.
*
Devletin görevi yatırımcının her zararını karşılamak değil; piyasayı denetlemek, manipülasyonu önlemek, suç varsa ortaya çıkarmak ve sorumluların hesabını hukuk önünde sormaktır.
*
Asıl benim takıldığım yer de tam olarak burası.
Yani adaletin uygulanış biçimi.
Bir tarafta milyarlarca dolarlık iddiaların konuşulduğu, hatta ispatlandığı soruşturmalar var.
Öte tarafta daha haklarında iddianame bile düzenlenmemiş, sadece gizli tanıklarla tutuklanan belediye başkanları var.
Attıkları başlık nedeniyle cezaevinde olan gazeteciler var.
*
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin eski başkanı Melih Gökçek hakkında yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı iddiaları üzerine soruşturma başlatıldı. Gökçek avukatıyla sakız çiğneyerek Ankara Adliyesi'ne giderek yaklaşık iki saat ‘şüpheli’ sıfatıyla ifade verdi ve ardından adliyeden ayrıldı.
Sabaha karşı evinden alınmadı, 3-5 gün gözaltında kalıp tutuklanmadı.
*
Bunda hukuken yanlış bir şey olmayabilir.
Zaten mesele de bu değil.
Mesele şu:
Aynı ölçülü yaklaşımı herkese gösteriyor muyuz?
*
Aydın'da gazeteci İrem Delice, bir vatandaşın ölüm haberinde kullanılan “Erdoğan vefat etti” başlıklı sosyal medya paylaşımı nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla soruşturuldu.
İlk aşamada adli kontrolle serbest bırakıldı.
Savcılığın itirazının ardından yeniden gözaltına alındı ve tutuklandı.
Bir haber başlığı tutuklanmaya neden oldu.
Bir yanda milyarlarca lirayı hortumladıkları iddiasıyla soruşturulanların adliyeye davet edilerek alınan ifade işlemi.
Diğer yanda özgürlüğünden mahrum bırakılan bir gazeteci.
*
Elbette dosyalar birbirinden farklıdır.
Elbette suçlamalar farklıdır.
Elbette her dosya kendi delilleri içinde değerlendirilmelidir.
Ama vatandaşın da, “Tutuklanma kriteri neye göre belirleniyor?” diye sormaya hakkı vardır.
*
Daha dün Trabzon'dan başka bir haber geldi.
Trabzon 360 Haber'in imtiyaz sahibi Hatice Aksoy ile sorumlu yazı işleri müdürü Muhsin Aksoy, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Suna Kepoğlu Ataman'ın Abdullah Öcalan ve İmralı heyetine ilişkin kamuoyuna açık sözlerini haberleştirmelerinin ardından gece saatlerinde emniyete götürüldü.
Üstelik çiftin anlatımına göre bırakacak kimseleri olmadığı için 1,5 yaşındaki çocukları da onlarla birlikte emniyete gitmek zorunda kaldı.
*
Şimdi tekrar soruyorum:
Bir gazetecinin gece saatlerinde evinden alınmasını gerektiren kaçma şüphesi nedir?
Delil karartma ihtimali nedir?
Bir telefonla “İfadeye gelin” denilemeyecek nasıl bir durum vardır?
*
Ben kimseye ayrıcalık istemiyorum.
Gazeteciye de istemiyorum.
Belediye başkanına da istemiyorum.
İktidar mensubuna da istemiyorum.
Muhalefet mensubuna da istemiyorum.
*
Ben tam tersini söylüyorum.
“Herkese aynı hukuk uygulansın”
*
Mesela bakıyorum Kuşadası’nda yaşananlara.
Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının rüşvet ve irtikap iddialarına ilişkin soruşturması kapsamında mart ayında tutuklandı. Aylardır tutuklu.
Hakkında hazırlanmış iddianame var mı?
Yok.
*
Ömer Günel aylardır kendisine kurulan kumpası anlatmaya çalışıyor.
Belge yayınlıyor.
Ömer Günel geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamalarda ve yayınladığı belgelerde, “B.A.” şeklinde bir isimden söz etti.
*
Bu kişinin hangi partili olduğunu bir türlü kimsenin çözemediği ancak son olarak İYİ Parti Kuşadası İlçe Başkanı olarak siyasi hayatına devam eden avukat Behçet Alp olduğu ileri sürüldü.
Kendisi geçtiğimiz hafta yazdığım yazıdan dolayı benden şikayetçi olacağını bildirdi.
Oysa yazdıklarımdan hangisi yalan?
Siyasi yaşamına 6 farklı siyasi parti sığdırdığını yazmam mı?
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nu bu kişiye karşı uyarmış olmam mı suç.
Müsavat Başkan, ‘Devşirmelerle’ başarılı olunamayacağını benden daha iyi bilir.
*
Zaten asıl mesele Behçet Alp'in hangi partili olduğu değil.
Mesele başka.
Yayımlanan belgelere göre, Behçet Alp, 13 Mart’ta gözaltına alınan Ömer Günel’in gözaltına alınacağını 10 Mart günü yani 3 gün öncesinden nereden biliyordu?
Gazeteci olarak sormayalım mı?
*
Behçet Alp veya ofisindeki avukat, 10 Mart tarihinde İstanbul'daki soruşturmayı ve soruşturma numarasını nereden biliyordu?
Bu bilgi kamuya açık mıydı?
Değilse kimden öğrenildi?
*
Behçet Alp'i sosyal medyada savunan Harun Yalvaç isimli bir kişi var.
Yapılan haberlerin altına “Daha 5 tane itirafçı var” şeklinde yorum yapıyor.
Soruşturmanın tarafı olmayan bir kişi, henüz kamuoyuna yansımamış beş kişinin daha ‘itirafçı’ olacağını nereden biliyor?
Tahmin mi?
Duyum mu?
Bilgi mi?
Bilgiyse kaynağı kim?
*
Soruşturma dosyaları kahvehane sohbetlerine düştü de haberimiz mi yok?
*
Bir başka tartışma ise ‘itirafçılık’ meselesi.
Etkin pişmanlık hukuk sistemimizde var ama bir kişinin etkin pişmanlıktan yararlanması tek başına onun söylediği her şeyi doğru ya da yanlış yapmaz.
Beyan delildir ama delilin güvenilirliği, başka delillerle desteklenip desteklenmediği de önemlidir.
*
Ömer Günel de, kendi dosyasında etkin pişmanlıktan yararlanan bazı kişilerin kendisine yönelik iddialarının gerçeği yansıtmadığını söylüyor.
Hatta bugün itirafçı olarak serbest kalan kişilerin Behçet Alp ile olan yakın ilişkilerini anlatıyor.
*
“Duymuştum.”
“Öyle konuşuluyordu.”
“Bana söylediler” diye iddialarda bulunanların sözleri ile tutuklanan belediye başkanlarına uygulanan hukuk doğru olabilir mi?
*
Benim derdim AK Parti değil.
YENİ Parti değil.
CHP değil.
İYİ Parti değil.
Ömer Günel de değil.
Behçet Alp de değil.
Melih Gökçek de değil.
*
Benim derdim çok daha basit.
Bir ülkede hukuk, kişinin adına ve siyasi kimliğine bakarak uygulanıyorsa gerçek hukuk olmaktan çıkar.
Milyarlarca liralık iddiaların muhatabı adliyeye avukatıyla ve ağzında sakız ile gidip ifadesini verebiliyorsa, belediye başkanları ve gazeteciler için de mümkün olduğunca özgürlüğü esas alan yöntemlerin neden uygulanmadığını sormak meşrudur.
Bir belediye başkanı aylarca tutuklu kalıyorsa, tutukluluğun gerekçesini ve soruşturmanın neden hâlâ sonuçlanmadığını sormak meşrudur.
Bir gazeteci haberinden dolayı gece evinden alınıyorsa “Neden davet edilmedi?” diye sormak meşrudur.
Birileri soruşturma numarasını operasyondan önce biliyor görünüyorsa “Nereden biliyordunuz?” diye sormak meşrudur.
*
Devletin büyüklüğü insanları gece yarısı evlerinden almakla ölçülmez.
Devletin büyüklüğü, aynı hukuku, aynı adaleti, sevdiğine de sevmediğine de uygulayabilmesiyle ölçülür.
“Sizden olana böyle, bizden olana böyle” diye adalet dağıtılmaz.
Adaletin partisi olmaz.
Adaletin tanıdığı olmaz.
Adaletin ‘bizden’i, ‘sizden’i olmaz.
GÜNÜN SÖZÜ:
“..nefsini bilen hakk’ı bilir..”
GÜNÜN TESPİTİ:
“..kulağından gireni ‘ağzından’ çıkaran insan makbul değildir..”
BEN:
“..bana ‘nasılsın’ diye sormayın.. hepiniz biliyorsunuz ki ‘çok tatlıyım..”
KADINLAR&ERKEKLER:
“..allah, kadına ‘kusursuz’ erkeği dünyanın her ‘köşesinde’ bulabileceğini söyledi.. ve sonra dünyayı ‘yuvarlak’ yarattı..”