USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

İYİ PARTİ’YE YAKIŞMAYAN HUKUKÇU

İYİ PARTİ’YE YAKIŞMAYAN HUKUKÇU
15-09-2026

Stalin döneminin en güçlü ve korkulan Sovyet yöneticilerinden biri olarak bilinen Lavrentiy Pavloviç Beria diye bir adam var.

Genelde KGB’nin Şefi olarak falan bilinir ancak teknik olarak KGB şefi değildi.

Beria, 1938–1946 yılları arasında Sovyet gizli polisi ve iç güvenlik teşkilatı NKVD’nin başında bulundu.

KGB ise Beria’nın ölümünden sonra, 1954 yılında kuruldu.

Stalin dönemindeki tutuklamalar, sürgünler, infazlar ve çalışma kampları sisteminin yönetiminde etkili oldu.

Sovyetler Birliği’nin atom bombası projesinin idari sorumluluğunu üstlendi.

İkinci Dünya Savaşı sırasında iç güvenlik, istihbarat ve savaş sanayisi üzerinde geniş yetkiler kullandı.

Stalin’in Mart 1953’te ölümünden sonra iktidar mücadelesine girdi.

Haziran 1953’te Nikita Kruşçev ve rakipleri tarafından tutuklandı.

Vatana ihanet ve başka suçlamalarla yargılanarak 23 Aralık 1953’te idam edildi.

Lavrentiy Beria’ya atfedilen bir söz vardır:

“Siz bana adamı getirin, ben ona suç bulurum”

*

Adalet dediğiniz şey her ülkede, her devirde kişilerin gücüne göre şekillenmiş anlayacağınız.

Nihayetinde kulun yazdığı kanunlar istenildiği gibi değiştirilir.

Dün suç olan bugün olmayabilir, dün suç olmayan da bugün olabilir.

Bir de Allah’ın kanunları var ki, orda adalet hiç şaşmaz.

Er ya da geç mutlaka tecelli eder.

*

Bu ülke de, adaleti kendi çıkarları için eğip büken yapılar ve dönemler gördü.

Özellikle FETÖ yapılanmasının neler yaptığı gün be gün ortaya çıkıyor.

Sistem çok basitti.

Hedefe koy, suç uydur, suça delil uydur, daha iddianame bile yokken kendilerine bağlı gazeteciler aracılığı ile itibarsızlaştır.

*

Şimdi size başımdan geçen bir olayı anlatayım.

Geçtiğimiz günlerde Adnan Menderes Bulvarı’nda Büyükşehir Zabıta ekipleri ile kaldırımın kenarına tabure koyup çay içen esnafın tartışması olmuştu.

Birçoğunuz görüntüleri izlemişsinizdir.

Zabıta ile esnaf arasındaki tartışmayı duyunca bölgeye de yakın olduğum için bizzat kendim takip ettim.

Zabıta, yaşanan olayı kayıt altına alan esnaftan şikayetçi olmuş.

Ben de gazeteci olarak oradayım ve olayı görüntülüyorum.

Yorum yapmıyorum, tartışmıyorum, aralarındaki olayla hiçbir alakam yok.

Olay yerine gelen polis arkadaşlar beni, ben de onları tanıyorum.

Polis memuru arkadaşlar beni tanıdıkları halde basın kartımı göstermemi istediler.

Nihayetinde görevlerini yapıyorlar ve olayın tarafı değiller diye garip karşılamadım ama o an cebimden çıkaramadığım için “Birazdan gösteririm” dedim.

Ancak, “Yeter bu kadar çektiğin, kapat artık” gibi müdahalede bulunmaları rahatsız etti.

*

Sonra zabıtanın benden de şikayetçi olduğunu söylediler.

Sonra benden şikayetçi olmadıkları sadece esnaftan şikayetçi oldukları öğrenildi ve esnaflardan birkaç tanesi karakola götürüldü.

*

Sonrasında yaşananlar ise gerçekten ibretlik.

Olayın görüntüleri yayına verildikten sonra 2 milyondan fazla kişi izledi.

Yüzlerce yorum yapıldı.

15 gün sonra bir tebligat aldım.

Zabıta ekibi esnaftan şikayetlerini geri çekmiş ve benden şikayetçi olmaya karar vermişler.

Gazeteci olduğumu, olayı haber yaptığımı ancak görüntüleri gazeteye ait sosyal medya sayfasında paylaşarak "Vatandaşın zabıtaya küfür ve hakaret etmesine aracılık etti" gibi oldukça yaratıcı bir dilekçe yazmışlar.

İfademi verdim, bekliyorum bakalım ne olacak?

*

Şimdi Kuşadası’na uzanalım.

*

Her türlü kirli organizasyona karşın vatandaşın oylarıyla başkan seçilen Ömer Günel’in başına neler geldiğini biliyoruz.

Bunların yaşanmasının sebeplerini de biliyoruz.

Hedefe koy, suç uydur, gizli tanık bul, suça delil uydur, sosyal medya trolleri aracılığıyla masumiyet karinesini hiçe saydır ve itibarsızlaştır.

Sistem hep basit.

*

Ömer Günel cezaevinden yaptığı açıklamalarda kendisine karşı bir kumpas kurulduğunu ileri sürdü.

Kumpasın aktörlerini, sürecin perde arkasını ve elindeki belgeleri kamuoyuna açıklayacağını söyledi.

Bu açıklamanın ardından en dikkat çekici siyasi reflekslerden biri CHP’li ay pardon, Ak Partili, pardon yaa Deva Partili, uff yaaa hep karıştırıyorum İYİ Partili Behçet Alp’ten geldi.

Doğal olarak bazı sorular ortaya çıktı.

Ömer Günel daha hangi isimleri açıklayacağını söylemeden Behçet Alp neden bu kadar sert tepki verdi?

Günel’in açıklamalarında kendisine yönelik açık bir suçlama yokken neden bu kadar hızlı pozisyon aldı?

*

Hangi partide siyaset yaptığını takip etmekte zorlandığım Behçet Alp hakkında da birçok iddia var.

Mesela, rahmetli İbrahim Akbulut’un vefatından önce yakın çevresine Behçet Alp hakkında bazı sitemlerde bulunduğu, “Beni kullandı, paramı da vermedi” dediği öne sürülüyor.

*

Bir başka ciddi iddia daha bulunuyor.

Ömer Günel hakkındaki soruşturma kapsamında tutuklu bulunan bazı kişilerle veya yakınlarıyla görüşmeler yapıldığı ileri sürülüyor.

Behçet Alp’e açıkça sorayım:

Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan kişilerden herhangi biriyle veya yakınlarıyla görüştünüz mü?

Bu görüşmelerde Ömer Günel hakkında ifade verilmesi ya da beyanda bulunulması konusu gündeme geldi mi?

*

Akşam DEVA Partisi Aydın İl Başkanı olarak başını yastığa koyup, İYİ Parti Belediye Başkan Adayı olarak uyanmak gibi bir meziyete sahip olan Behçet Alp aynı zamanda avukat.

Hukukun en temel ilkelerinden biri masumiyet karinesidir.

Bir kişi hakkında soruşturma yürütülmesi onun suçlu olduğu anlamına gelmez.

Tutuklu olması da mahkum olduğu anlamına gelmez.

Bunu sokaktaki vatandaş bilmeyebilir.

Ama bir hukukçunun bilmemesi mümkün değildir.

O halde sorayım:

Behçet Alp’in yaptığı siyaset hukuk siyaseti midir, yoksa siyasi hesaplaşma siyaseti midir?

*

Behçet Alp’in bugün çatısı altında siyaset yaptığı İYİ Parti kurulurken kendisini hukukun üstünlüğünü, demokratik siyaseti, adaleti ve kurumsal devleti savunan bir hareket olarak tanımladı.

Peki Kuşadası’nda bugün gördüğümüz tablo bu mu?

Tutuklu Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel hakkında yargılama tamamlanmadan, mahkeme karar vermeden, suçlamaların hukuki karşılığı kesinleşmeden peşinen hüküm kuran bir siyaset anlayışı İYİ Parti’ye ne kadar yakışıyor?

Asıl mesele, İYİ Parti’nin savunduğunu söylediği siyasi ilkelerle Behçet Alp’in ortaya koyduğu siyaset tarzının ne kadar örtüştüğüdür.

*

Elbette Behçet Alp, Ömer Günel’i eleştirebilir.

Muhalefet edebilir.

Belediye yönetimini sorgulayabilir.

Yanlış gördüğü her şeyi kamuoyuna taşıyabilir.

Zaten siyasetçinin görevi budur.

Ama muhalefet ile siyasi nefret arasında ince bir çizgi vardır.

O çizgi aşıldığında eleştiri olmaktan çıkar, kişisel hesaplaşmaya dönüşür.

Peki, Behçet Alp’in Ömer Günel’e yönelik tavrı gerçekten siyasi muhalefet midir?

Yoksa yıllardır biriken kişisel hesapların siyasete yansıması mıdır?

 

 

GÜNÜN SÖZÜ:

“..haddini bilmek en büyük makamdır..”

 

GÜNÜN TESPİTİ:

“..dağın tepesindeki adam, herkesi ‘küçük’ görür ama aşağıdakilerin de onu ‘küçük’ gördüğünü unutur..”

 

BEN:

“..beni çekemeyenler ‘besmele’ çeksin.. yola gelmediler bari ‘imana’ gelsinler..”

 

KADINLAR&ERKEKLER:

“..parasız erkeği 4 kadın sever.. 1-annesi, 2-anneannesinin kızı, 3-çocuğunun babaannesi, 4-babasının karısı..”

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?