Aydın’da gencecik bir gazeteci tutuklandı.
İrem Delice.
Kimileri tutuklamayı savundu, kimileri de eleştirdi.
Yorumlara ve siyasilerin açıklamalarına baktığımda herkesin kendi siyasi pozisyonundan kaynaklı savunma veya eleştirme refleksi geliştirdiği dikkatimi çekti.
Oysa bu olayı başka bir gözle değerlendirmek gerekir.
*
Yıllardır sabit bir okuyucu kitlesine sahibim.
Okurlarımın çoğu beni tanır.
Şeklen tanımayan da isim olarak tanır.
*
Emin Aydın’ı günahım kadar sevmem.
Sevmememin nedeni son nefesini ‘kul hakkı’ ile verecek olmasıdır.
Bir beddua listem var benim.
Bu dünyada, kulların yazdığı kanunlar karşısında uğradığım tüm haksızlıkları ve adaletsizlikleri Allah’ın adaletine havale etmek için oluşturdum.
Emin Aydın ve sülalesini de Allah’a havale etmiş biriyim ben.
Ancak Emin Aydın’ın sahibi olduğu gazetede çalışan İrem Delice’nin sonuna kadar yanındayım.
*
İrem Delice’nin tutuklanmasıyla sonuçlanan haberi hatırlayalım.
Bir vefat haberi yapmış.
Haber görselinin başlığı “Erdoğan vefat etti”.
Bu başlık nedeniyle gazeteci İrem Delice, TCK’nın 217/A maddesinde düzenlenen “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlaması kapsamında tutuklandı.
Tutuklanmayla sonuçlanan bu olay yalnızca bir ceza soruşturması değil, aynı zamanda Türkiye’de gazeteciliğin hangi şartlarda yapıldığına ilişkin ciddi bir çelişkiyi de ortaya çıkardı.
Çünkü bugün internet gazeteciliği, bir taraftan kamu otoritesi eliyle ziyaretçi ve trafik kriterlerine bağlanıyor, diğer taraftan okurun dikkatini çekmek amacıyla kullanılan bir başlık, ağır bir ceza tedbirinin gerekçesine dönüşebiliyor.
*
Okuyucu olarak sizler bilmek zorunda değilsiniz elbette ama gazeteler aynı zamanda birer ticari işletmedir.
Resmi İlan ve Resmi Reklam alma hakkı kazanmak için birçok kriteri yerine getirmek zorundadır.
Örneğin siz işyerinizde tek başına çalışabilirsiniz. Devlet size “En az 5 kişi çalışacak” demez ama tüm geliri ilan ve reklam olan ve kamu görevi yapan gazetelere Aydın için “En az 8 basın kartı sahibi veya kıdemli personel çalıştıracaksın” der.
Sadece personel maliyetin asgari ücret verdiğini varsayarsak SGK ve vergilerle birlikte 320 bin lira civarındadır.
Ofis şartı vardır mesela.
Ofis olunca ‘ofis giderleri’ maliyeti de olur.
100 bin liralık reklam alırsan, yüzde 15 basın ilan kurumu komisyon keser.
Yüzde 20 KDV’nin yüzde 30’luk kısmı KDV Tevkifatı adı altında peşin olarak kesilir.
Yüzde 15 Gelir Vergisi Stopajı da peşin olarak kesilir.
Her ay gelir vergisi peşin olarak kesilir ama kıymetli devletimiz 3 ayda bir peşin vergi gönderir.
“Ya kardeşim ben bu vergiyi her ay peşin ödüyorum zaten” diye itiraz edersin. “Evet, doğru ama önümüzdeki yıl mahsuplaşırız” cevabını alırsın.
*
Basın İlan Kurumu’nun internet haber sitelerine ilişkin düzenlemelerinde ziyaretçi trafiği de açık biçimde ölçülüyor ve resmî ilan sisteminde ‘okunur olma’ önemli bir ölçüt olarak kabul ediliyor.
Örneğin her gün 10 bin tekil kullanıcının 30 bin tıklaması ve tıklayan kişinin de en az 30 saniye haberi okuması gerekiyor. (Bu rakamlar örnektir ve her il için farklıdır)
Bu kriterleri her gün yerine getirmek zorundasın.
Bir ayda yanlış bilmiyorsam 3 kez yerine getirememe hakkın var.
4 kez olursa ilan alma hakkın gidiyor.
Bu ucube sistem, doğal olarak haber sitelerini daha fazla okunmaya, daha fazla ziyaretçiye ve daha yüksek etkileşime yöneltiyor.
Bu nedenle İrem Delice olayına yalnızca tek bir başlık üzerinden bakmak yeterli değil. Sorulması gereken daha büyük sorular var.
*
ORTADA GERÇEĞE AYKIRI BİR HABER VAR MI?
TCK 217/A, her tartışmalı veya yanıltıcı bulunabilecek başlığı cezalandıran bir madde değil.
Kanun; sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak amacıyla, ülkenin iç veya dış güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığıyla ilgili gerçeğe aykırı bir bilginin kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayılmasını arıyor.
Oysa tartışmaya konu haberde hayatını kaybeden kişinin gerçekten Gülşen Erdoğan olduğu belirtiliyor.
Dolayısıyla temel soru şu: “Erdoğan vefat etti” başlığı dikkat çekici, tartışmalı veya yanıltıcı bir çağrışım yaratıyor olabilir; ancak gerçek bir vefat olayına dayanıyorsa TCK 217/A’nın aradığı anlamda ‘gerçeğe aykırı bilgi’ unsuru nasıl oluşuyor?
Bu sorunun hukuken somut biçimde cevaplandırılması gerekir.
*
TIKLANMA İÇİN BAŞLIK ATMAK İLE PANİK YARATMAK AYNI ŞEY DEĞİL
İnternet gazeteciliğinin geldiği noktada haber başlıkları artık yalnızca bir haberi tarif etmek için atılmıyor. Okurun dikkatini çekmek, habere yönlendirmek ve tıklanmayı artırmak da dijital yayıncılığın fiilî gerçeklerinden biri haline geldi.
Üstelik bu düzeni medya kuruluşları yaratmadı. Bu düzeni bizzat devletin yetkili kurulları yarattı.
Basın İlan Kurumu’nun internet haber sitelerine ilişkin sistemi de ziyaretçi trafiğini ölçüyor ve belirli trafik eşiklerini resmî ilan düzeninin önemli unsurlarından biri olarak kabul ediyor.
Devlet, internet gazeteciliğini bir taraftan ziyaretçi sayısına ve okunurluğa endeksliyorsa, diğer taraftan bunun ürettiği ‘dikkat çekici başlık’ pratiğini ceza hukuku bakımından değerlendirirken son derece dikkatli olmak zorunda.
Bir başlığın tıklanma amacı taşıması eleştirilebilir, ki ben kendi adıma hiçbir zaman bunu desteklemedim.
Bu başlık atma işi gazetecilik etiği açısından tartışılabilir. Ancak ‘tıklanma amacı’ ile ‘halk arasında korku ve panik yaratma amacı’ aynı hukuki kavram değildir.
TCK 217/A’nın uygulanabilmesi için bu özel kastın ayrıca ortaya konulması gerekir.
*
İREM DELİCE MUHABİRSE YAYIN KARARINI KİM VERDİ?
Dosyanın en dikkat çekici yönlerinden biri de sorumluluk zinciri.
İrem Delice, asgari ücretle çalışan bir muhabir.
Bir haberin yazılması ile o haberin internet sitesinde veya sosyal medya hesabında yayımlanmasına karar verilmesi aynı şey değildir.
Haber merkezlerinde genel yayın yönetmeni, yazı işleri müdürü, sorumlu müdür, editör ve imtiyaz sahibi gibi farklı görev ve sorumluluk alanları bulunur.
Eğer tartışmaya konu paylaşımın yayına alınmasına, başlığının kullanılmasına ve sosyal medya hesabında paylaşılmasına birden fazla kişi karar verdiyse şu soru kaçınılmazdır: “Yayını gerçekleştiren veya yayımlanmasına karar veren kişiler serbestken neden muhabir tutuklu?”
Ceza sorumluluğu şahsidir. Bu nedenle İrem Delice’nin söz konusu paylaşımın hazırlanması, başlığının belirlenmesi ve yayımlanmasındaki somut rolünün açık biçimde ortaya konulması gerekir.
Sadece haberin muhabiri olmak, tek başına bütün yayın sürecinin cezai sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelmez.
*
DELİL ORTADAYSA DELİL KARARTMA İHTİMALİ NEDİR?
Tutuklama bir ceza değil, koruma tedbiridir.
CMK’nın 100. maddesi kapsamında tutuklama için yalnızca suç isnadı yeterli değildir. Kuvvetli suç şüphesinin yanında kaçma, saklanma, delilleri yok etme veya değiştirme ya da tanıklar üzerinde baskı kurma gibi somut tutuklama nedenlerinin değerlendirilmesi gerekir.
Bu olayda delil olduğu ileri sürülen materyal zaten sosyal medya paylaşımı ve internet haberi.
Ekran görüntüsü alınmışsa, açık kaynak araştırması yapılmışsa, dijital kayıtlar elde edilmişse ve paylaşım soruşturma makamlarının dosyasındaysa şu soru önem kazanıyor: “İrem Delice’nin karartabileceği hangi delil kaldı?”
*
ADLİ KONTROL NEDEN YETERSİZ?
Tutuklama, kişi özgürlüğünü ortadan kaldıran en ağır koruma tedbirlerinden biridir.
Bu nedenle daha hafif tedbirlerle aynı amaç sağlanabiliyorsa tutuklamaya başvurulmaması gerekir.
Yurt dışına çıkış yasağı, belirli aralıklarla imza verme veya diğer adli kontrol tedbirlerinin neden yetersiz kalacağı somut biçimde açıklanmalıdır.
Bir gazetecinin bilinen işi, adresi ve sosyal çevresi bulunuyorsa kaçma şüphesinin de soyut ifadeler yerine somut olgulara dayanması beklenir.
*
YALAN BİLGİ YAYAN SOSYAL MEDYA HESAPLARINA AYNI HASSASİYET GÖSTERİLİYOR MU?
Kamuoyunun önündeki bir başka soru da uygulamadaki tutarsızlıktır.
Sosyal medyada her gün gerçek kişileri hedef alan, insanları suçlayan, doğrulanmamış iddiaları gerçekmiş gibi paylaşan ve kamuoyunu yanlış yönlendiren çok sayıda anonim veya yarı anonim hesap bulunuyor.
Kamuoyunda ‘sosyal medya trolü’ olarak adlandırılan bu hesaplardan örneğin her gün daha hakkında iddianame bile hazırlanmamış Kuşadası’nın seçilmiş başkanı Ömer Günel hakkında bir sürü suç uydurulup, gerçek algısı oluşturulmaya çalışılıyor.
İsim verilmeden birçok kişiyi aynı anda zan altında bırakan ‘haber’ adı altında sosyal medya paylaşımları yapılıyor.
İnsanlar hakkında peşin hükümler verilip, itibarsızlaştırma faaliyetleri sürdürülüyor.
İşin komik tarafı bu yayınları yapanlar hakkında bırakın tutuklama kararını, soruşturma dahi açılmadığı yönünde yaygın bir eleştiri var.
Elbette her paylaşımın hukuki niteliği farklıdır ve her olay kendi şartlarında değerlendirilmelidir. Ancak hukuk devletinde ceza normlarının öngörülebilir, tutarlı ve eşit uygulanması gerekir.
Bir gazetecinin gerçek bir vefat haberindeki tartışmalı başlığı nedeniyle özgürlüğünden mahrum bırakıldığı bir ortamda, açıkça yalan bilgi üreten ve insanları hedef gösteren hesaplar konusunda aynı hukuki hassasiyet gösterilmiyorsa kamuoyunda ‘seçici uygulama’ tartışmasının doğması kaçınılmazdır.
*
BİR HABER BAŞLIĞI İÇİN TUTUKLAMA ÖLÇÜLÜ MÜ?
“Erdoğan vefat etti” başlığı gazetecilik açısından eleştirilebilir. Daha açık bir başlık tercih edilebilirdi. Okurda yanlış çağrışım oluşturduğu da söylenebilir.
Ama gazetecilik etiğiyle ceza hukuku aynı şey değildir.
Kötü başlık atmak başka, suç işlemek başka.
Tartışmalı gazetecilik yapmak başka, halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla gerçeğe aykırı bilgi yaymak başkadır ve hepsinden önemlisi, hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmayan bir gazeteciyi özgürlüğünden mahrum bırakmak çok daha ağır bir müdahaledir.
*
DEVLET GAZETECİLİĞİ TIKLANMAYA ENDEKSLEYİP SONRA TIKLANMA BAŞLIĞINI SUÇ SAYAMAZ
Yazının en başlarında gazetecilerin hangi şartlarda para kazanmaya çalıştığına dikkat çektim.
Bugün internet haber sitelerinin ekonomik olarak ayakta kalması resmi ilan ve resmi reklam almalarına bağlı.
Bu ilan ve reklamları almak da okunurluğa bağlı.
Reklam gelirleri tıklanmayla, ziyaretçi sayısıyla ve sayfa görüntülemeyle doğrudan ilişkili.
Basın İlan Kurumu sistemi de internet haber sitelerinin ziyaretçi trafiklerini ölçüyor ve resmî ilan hakkı bakımından okunurluğu önemli kriterlerden biri kabul ediyor.
Dolayısıyla kamu otoritesinin bu yapıyı oluştururken ortaya çıkan sonuçları da görmesi gerekir.
Gazeteciyi “Daha çok okun” diye trafik kriterine bağlayıp, daha fazla okunmak için atılan dikkat çekici bir başlığı doğrudan ceza hukukunun en ağır tedbirlerinden biriyle karşılamak kendi içinde ciddi bir çelişkidir.
Bu, tartışmalı başlıkların doğru olduğu anlamına gelmez. Gazetecilik mesleğinin etik sınırları elbette vardır. Ancak etik tartışmanın çözüm yeri cezaevi değildir.
*
İREM DELİCE TAHLİYE EDİLMELİ
Bu zamana kadar tertemiz bir adli sicile sahip olan, karakola, adliyeye sadece haber takibi yapmak için giden İrem Delice hakkında soruşturma devam edebilir.
Deliller toplanabilir.
Savcılık suç oluştuğunu düşünüyorsa iddianame düzenleyebilir ve bağımsız mahkeme yargılama yapabilir.
Ama soruşturmanın yürütülmesi için gazetecinin cezaevinde tutulmasının zorunlu olduğu ayrıca ve somut biçimde gösterilmelidir.
Ortada kamuya açık bir paylaşım varsa, deliller toplanmışsa, kaçma veya delil karartmaya ilişkin somut bir olgu ortaya konulamıyorsa ve daha hafif tedbirler mümkünse tutukluluğun devamı ölçülülük bakımından ciddi soru işaretleri doğurur.
Bu nedenle mesele “O başlık doğru muydu?” sorusundan ibaret değildir.
Asıl soru şudur: “Bir gazeteciyi, gerçek bir vefat haberinde kullanılan tartışmalı bir başlık nedeniyle cezaevinde tutmak gerçekten gerekli ve ölçülü müdür?”
Hukuk devletinde de cevap verilmesi gereken soru budur.
*
SENİN DE SORUMLULUĞUN VAR GÜZEL KARDEŞİM
Bütün bu şartlarda okuyucu olarak senin de sorumluluğun var güzel kardeşim.
Mahallende çöp toplanmıyor gazeteciyi arıyorsun.
Yolun bozuk gazeteciyi arıyorsun.
İş yerinde mobbinge uğruyorsun gazeteciyi arıyorsun.
Gazeteci senin derdinle dertleniyor.
Bunun için senden maddi hiçbir şey beklemiyor.
Sesin duyulsun sorunun çözülsün istiyorsun ama “Aman benim adımı karıştırmayın” diyorsun.
Kahraman gazeteci, “Çöp toplanmadı, yol yapılmadı” diye haber yapıyor.
Hooop ilgili belediye, “Kusura bakma artık seninle reklam çalışamayacağız” diyor.
Aç kahraman mı olur olm?
*
Siyaset yapıyorsun söylediklerin duyulsun, daha geniş kitlelere ulaşsın istiyorsun.
Ticaret yapıyorsun yaptığın işle ilgili destek istiyorsun.
Gazetecinin tek geliri olan reklam veya ilan vermeyi unutuyorsun.
“Teşekkür ederim” diyorsun.
Teşekkürü bir ödeme yöntemi zannediyorsun.
*
Sıradan okuyucu olarak sahip çıkmıyorsun, siyaset veya ticaret yapan biri olarak sahip çıkmıyor, kamu reklam ve ilanlarına muhtaç ediyorsun, sonra da “İrem niye böyle başlık attı?” diyorsun.
O başlıklarla tıklanma alınıyor, devletin istediği kriterler sağlanıyor ve o kriterler sayesinde reklam-ilan alınıp gazeteler ayakta kalabiliyorsa boş muhabbet yapmayacaksın.
*
Bu soruları sormazsanız, susmaya veya sadece yakın olduğunuz siyasi görüşlere göre tavır alırsanız, gazetecilere sadece ‘teşekkür’ edip reklam-ilan vermez kamu reklamlarına muhtaç ederseniz okuyacak gazete, derdinizi anlatacağınız gazeteci bulamazsınız.
Etrafta “En çok beni tıklayın” diye gezen bir sürü sosyal medya maymunu kalır demedi demeyin.
*
Haydi kalın sağlıcakla.
Zaman kötü, kollayın kendinizi.
GÜNÜN SÖZÜ:
“..en sonunda kaplumbağanın, tavşandan daha akıllı olduğu sonucunu öğrenirsin.. çünkü bu dünyada hiçbir şey koşmaya değmez..”
GÜNÜN TESPİTİ:
“..seks hayatı ‘mastürbasyondan’, futbol hayatı ‘iddiadan’, siyasi hayatı da ‘konuşmaktan’ ibaret olanlara laf anlatılmaz..”
BEN:
“..bir köpek beni ısırsa, bende onu ısırmam.. ‘köpektir ısırır, doğasında var’ der ve yoluma devam ederim..”
KADINLAR&ERKEKLER:
“..kadınlar evlenene kadar annelerinin sözünü dinlemez.. evlendikten sonra da annelerinin sözünden çıkmaz..”