USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000
Köşe Yazısı

Bir Parti Değil, Yeni Bir Demokratik Merkez

Bir Parti Değil, Yeni Bir Demokratik Merkez

Bir Parti Değil, Yeni Bir Demokratik Merkez
20-07-2026 09:01
AYDIN

Siyaset bazen seçimlerle değişir.

Bazen toplumsal dalgalarla.

Bazen de mevcut siyasal yapının, toplumun beklentilerini artık taşıyamadığı anlarda…

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi etrafında yürüyen tartışmanın merkezinde görünen konu, butlan kararları ve bunun doğurduğu hukuki süreçtir. Oysa asıl mesele bunun çok ötesindedir. Tartışılan yalnızca bir kurultayın akıbeti değildir. Muhalefetin geleceği, demokratik siyasetin hareket alanı ve toplumun değişim talebinin hangi siyasal kanaldan temsil edileceği de aynı tartışmanın içindedir.

Bu nedenle günlerdir konuşulan isimlerin, mahkeme kararlarının ve olası senaryoların ötesine bakabilmek gerekiyor.

Çünkü bazen siyaset, görünen krizden değil; o krizin görünür hâle çıkardığı ihtiyaçlardan doğar.

Türkiye’de uzun süredir yalnızca iktidarın değil, muhalefetin de yeniden yapılanması konuşuluyor. Bunun nedeni yalnızca seçim sonuçları değildir. Toplumun önemli bir bölümü artık sadece güçlü bir muhalefet değil, nasıl bir ülke kurmak istediğini açıkça anlatabilen yeni bir demokratik siyaset arıyor.

Tam da bu noktada CHP’de yaşanan süreç, bir parti içi tartışmanın sınırlarını aşmaya başlamıştır.

Butlan kararının yarattığı belirsizlik, ister istemez şu soruyu gündeme taşıyor:

Demokratik değişim iradesi, mevcut kurumsal yapı içinde sürdürülebilecek mi?

Yoksa kendisine yeni bir siyasal zemin mi arayacak?

Bugün kamuoyunda Özgür Özel liderliğinde yeni bir parti ihtimalinin konuşulmasının temel nedeni de budur. Bu ihtimalin kendisinden çok, neden bu kadar geniş biçimde tartışılıyor olması önemlidir.

Çünkü toplum, yalnızca yeni bir tabela istemiyor.

Yeni bir siyasal güven ilişkisi arıyor.

Özgür Özel’in son dönemde oluşturduğu toplumsal karşılığı da burada okumak gerekir. Bugün kendisine yönelen desteğin önemli bir kısmı, kişisel sempatiye değil; temsil ettiği değişim beklentisine dayanıyor. Daha fazla örgüt, daha fazla katılım, daha görünür bir muhalefet ve toplumla yeniden temas kurabilen bir siyaset…

Bu beklentilerin tamamının karşılandığını söylemek elbette mümkün değildir. Eksikler vardır. Eleştirilecek yönler de vardır. Demokratik siyasetin doğası zaten bunu gerektirir.

Ancak aynı açıklıkla şu da söylenmelidir:

Bugün Özgür Özel etrafında oluşan toplumsal ilgi, yalnızca bir genel başkan değişiminin doğal sonucu değildir. Uzun süredir biriken değişim talebinin siyasal bir temsil bulmuş olmasıdır.

İşte bu nedenle yeni parti tartışmasını yalnızca örgütsel bir ayrışma olarak değerlendirmek eksik kalır.

Asıl tartışılması gereken, yeni bir siyasal merkezin mümkün olup olmadığıdır.

Eğer böyle bir süreç doğacaksa, bunun amacı mevcut bir yapıya tepki göstermek olmamalıdır. Tepki üzerine kurulan hareketler, ilk heyecan geçince yönlerini kaybeder. Kalıcı olanlar ise ortak ilkeler üzerine yükselenlerdir.

Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey, daha fazla parti değildir.

Daha güçlü demokrasiye sahip partilerdir.

Daha fazla kutuplaşma değildir.

Farklı toplumsal kesimlerin ortak demokratik değerlerde buluşabildiği yeni bir siyasal iklimdir.

Bu nedenle olası bir yeni hareket, yalnızca CHP’den ayrılanların adresi olarak kurgulanmamalıdır.

Kendisini, demokrasiye, hukuk devletine, sosyal adalete, laikliğe ve eşit yurttaşlığa inanan geniş toplumsal kesimlerin ortak zemini olarak tarif edebilmelidir.

Belki de uzun zamandır ilk kez, seçim dönemlerinde kurulan geçici ittifaklardan farklı bir demokratik ortaklığa ihtiyaç duyuyoruz.

Ben buna yeni bir demokratik merkez diyorum.

Bu merkez, yalnızca seçim kazanmayı hedefleyen teknik bir yapı olmamalıdır.

Cumhuriyet’in demokratik birikimini, sosyal demokrasinin eşitlik idealini, emeğin hak arayışını, yerel yönetim deneyimini, gençlerin özgürlük talebini ve hukukun üstünlüğünü aynı siyasal program içinde buluşturabilmelidir.

Bunu başarabilirse, yeni bir parti olmaktan öte yeni bir siyasal yön oluşturabilir.

Başaramazsa…

Sadece yeni bir logo üretmiş olur.

Bütün bunların başarılabilmesi ise önce siyaset yapma anlayışının değişmesine bağlıdır.

Üyesine güvenmeyen bir parti, topluma güven veremez.

Önseçimi kendi içinde işletmeyen bir hareket, demokratik katılımı inandırıcı biçimde savunamaz.

Eleştiriyi tehdit olarak gören anlayışlar, çoğulculuğu temsil edemez.

Yeni olan önce burada başlamalıdır.

Tam da bu nedenle, bugün Özgür Özel’in önündeki en büyük sınavın yeni bir parti kurup kurmamak olduğunu düşünmüyorum.

Asıl sınav, temsil ettiği değişim iradesini kalıcı bir siyasal kültüre dönüştürebilmektir.

Eğer bunu başarabilirse, kurulacak ya da yeniden şekillenecek yapı yalnızca CHP seçmenine değil, Türkiye’de demokrasiye inanan çok daha geniş toplumsal kesimlere umut verebilir.

Çünkü insanlar artık yalnızca muhalefet eden siyasetçiler görmek istemiyor.

Nasıl yöneteceğini bilen…

Kendi içinde demokratik olan…

Topluma güven veren…

Ve geleceğe dair ortak bir hikâye kurabilen bir siyaset görmek istiyor.

Belki de bugün konuşmamız gereken asıl mesele budur.

Yeni bir parti kurulup kurulmayacağı değil…

Türkiye’de demokratik siyasetin yeni merkezinin nasıl inşa edileceği.

Çünkü tarih, yalnızca mevcut kurumları koruyanları değil; gerektiğinde yeni bir demokratik ufuk açabilenleri de yazar.

Belki de bugün ihtiyaç duyulan şey, tam olarak budur.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
ÇOK OKUNANLAR
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
ANKET TÜMÜ
ARŞİV ARAMA
E-GAZETE TÜMÜ
PUAN DURUMU TÜMÜ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ TÜMÜ